12 Kasım 2011 Cumartesi

Bana doğru nedir yanlış nedir, hepsini anlattılar. Sağolsunlar. Ezberledim nerede ne yapmam gerektiğini. Kuralları dinledim, onları çiğnememeye çalıştım. Sonra yeni kurallar koydular önüme düzenli aralıklarla, eski kuralları çiğnememi söylediler, ben de tamam dedim, kural kuraldır sonuçta. Emniyet kemerimi sımsıkı bağladım sürekli, ölmeni istemiyoruz dediler, tamam dedim, bakın ölmüyorum. Savaşa gönderdiler, ölmeyi emrettiler, tamam dedim, ölüyorum. Ama kendimi bir türlü olduğum gibi kabul ettirmeyi beceremedim. Kendim olabilmek konusunda düşünebileceğim bir zaman da bırakmadılar gerçi. Bu yüzden içim rahat.

11 Kasım 2011 Cuma

Mesela...

-Çok fazla gürültü çıkarıyorlar. Boğuluyorum sanki içlerinde. Çok fazla gürültü. Konuşuyorlar, gürültü. Susuyorlar, hala gürültü. Gürültü yapmamayı becerebilmek bu kadar mı zor. Kaçmak istiyorum, çıkaracağım gürültüden korkuyorum. Hiç duyamayacak kadar uzaklara kaçmak istiyorum, o zaman da tam sessizlik. Bundan da korkuyorum. Kaçmamam gerektiğini söylüyorlar zaten sürekli, savaşmalıymışım efendim. Neden devamlı bir savaşın içinde olmam lazım ki, bunu anlayamıyorum?
-Ne savaşı? Savaş mı çıkmış?
-Evet. Kendileriyle savaşmaktan korktukları için başkalarına savaş ilan ediyorlar galiba. Başkasıyla savaşmak, düşmanı yok etme imkanı veriyor. Kendinden başkası yenilen taraf oluyor. Kimse kendi iç savaşını sürdürmek istemiyor. Kazanan da aslında kimi yendiğini anlama sürecinden çıkmadan tekrar savaşmak istiyor. Ama iç savaş yapmak için de sanırım önce bir “iç” tanımına ihtiyaç var. Dış’tan bir farkı olmalı bunun değil mi? Ne kadar içine girmek lazım acaba efendim, bunu hiç düşündünüz mü?
-Ben mi? Ben düşmanlarla savaşmıştım orduda.
-Dış düşmanlar mı?
-Evet.
-Peki bu özelliği kendinizde bulabildiğiniz için mi, dışınızda da bu durumu sürdürebilmek istediniz. Hangi yüksek amaç sizi bunun alçak aracına çevirebildi? Kendini kurtarmaya çalışamıyor insanlar. Kendini kurtarman için ölmeni istiyorlar. Böyle yükselecekmişim. Nereye kadar yükselebilirim ki? Yükseğe çıkmaktan da korkuyorum ben efendim. Ya düşersem? Düşmek istemiyorum. Nereye gideceğim  o zaman? Ne yukarı ne aşağı gitmek istiyorum. Yol kat etmem lazım mı illa ki? Ben sadece, basitçe yaşamak, sonra basitçe ölmek istiyorum. Ama bunun o kadar basit olmasını istiyorum ki, hayal bile edemiyorum, kayboluyor gözümün önünden. Hayal edebildiğim şeylerle yaşıyorum işte ben de.  Ama bunları gerçekleştirmeme de izin yok. Ben hayal ediyorum, benim hayalimdeki şeyleri ise başkaları yapıyor. Benim hayalimdeki mutluluklar hep başkalarının oluyor, başkalarının icraatına dönüşüyor. Fikirlerimi çalıyorlar efendim benim, fikir hırsızlığı suç değil miydi ama? Yaşamak demek kalbimin vücuduma kan pompalıyor olması demek mi? Birisine katil diyebilmek için karşısındakini ne derecede öldürmüş olması lazım? Ben suçluyu da tam olarak tanımıyorum, gerçi tanımayayım da. Başıma bela olmasın.